KENDİNİ DOĞURMAK Niyazi SANLI
Hayatınızda hiç “Neden ben?” diye sorduğunuz bir an oldu mu? Belki bir kayıp, bir hastalık veya bir başarısızlık sonrası… Bu soru birçok insanın dönüşüm yolculuğunun başlangıcıdır. Ama asıl sır, bu acıyı bir fırsata çevirmekte yatar. Bütün yazarların, filozofların, dervişlerin, peygamberlerin yolu acıdan geçer. Bu yolculuk uzun ve meşakkatlidir. İnsanın kâmil insan olma yolculuğu acıyla pişmeden, sancıyla yoğrulmadan, beyin zonklamalarıyla inlemeden ve geceler boyu uykusuz kalmadan mümkün değildir. Gerçi acıya maruz kalan herkes de bu yolculuğu sağ salim tamamlayamaz. Çünkü bazıları olgunlaşmak ve o acıdan bir ders çıkarmak yerine isyan eder. “Neden ben?” sorusunu kendine sorduğunda kaybetmiştir. Oysa “İyi ki ben!” cümlesi onu hayatın ve olgunluğun bir üst kademesine taşıyabilirdi. Nietzsche’nin ünlü sözü “Beni öldürmeyen şey, beni güçlendirir” (“Was mich nicht umbringt, macht mich stärker.”) tam da bu süreci anlatır. Ya da Viktor Frankl’ın toplama kamplarındaki deneyimlerinden çıkardığı anlam arayışı… Bu düşünürler acıyı bir isyan aracı değil, kendini yeniden doğurma fırsatı olarak gördüler. Günlük hayatta ise bir girişimcinin iflas sonrası yükselişi veya bir sporcunun sakatlık sonrası zaferi gibi hikayeler aynı prensibi gösterir. Acı bizi zorlar ama doğru yaklaşımla içimizdeki potansiyeli ortaya çıkarır.
Ben de hayatımda böyle bir dönüşüm yaşadım. Tanık olduğum bir savaş sonrasında geceler boyu düşündüm, sorguladım. Sonunda “Neden ben?” yerine “İyi ki ben!” diyebildim. Bu beni daha empatik, daha güçlü bir insana dönüştürdü. Siz de düşünün: Son acınız sizi hangi yeni seviyeye taşıdı? Koza içindeki tırtıl kelebek olabilmek ve uzaklara uçabilmek için kendinden kendini doğurur ve yeni bir hayata başlar. Bambaşka bir bedene ve kişiye dönüşür. Tıpkı tohumun karanlık toprağa gömülüp filizlenmesi gibi insan da acının derinliklerinde kök salar. Bu kökler yeni bir benliği besler ve sonunda gün ışığına çıkar. Değişim ve dönüşüm süreçleri, bu süreçleri tetikleyen olaylar ve yollar acıdan geçer. Sancı çekmeden doğum gerçekleşmez.
İnsan dış dinamiklerin değil, iç dinamiklerin etkisiyle değişir ve dönüşür. En önemli iç dinamik de acı çekmektir. Bu acı bizi zorlayarak eski kabuğumuzu atmaya iter, tıpkı yılanların kabuk değiştirmesi gibi. Eski deri geride kalır, yenisiyle daha esnek, daha dayanıklı hale geliriz. Değişim ve dönüşüm, insanın kendini yeniden doğurmasıdır. Geçmişte çektiği acılardan ve elde ettiği tecrübelerden yola çıkarak ruhunu, kalbini ve aklını yeniden inşa etmesidir. Bu süreç sadece bireysel bir yolculuk değil, aynı zamanda toplumsal bir etki yaratır. Acıdan doğan bilgelik başkalarına ilham olur – yazarlar kitaplarında, filozoflar fikirlerinde bunu paylaşır. Ancak unutmayalım: Acı zorunlu değildir ama kaçınılmazdır. Bazıları bunu reddeder, “Acı olmadan da büyüyebilirim.” der. Oysa tarih ve tecrübeler gösteriyor ki en derin dönüşümler sancısız olmaz. Her acı bir fırsattır; onu nasıl yorumladığımız sonucu belirler.
Kendini doğurmak acımasız bir süreç olsa da sonunda özgürlüğe kapı açar. Her sancı yeni bir kelebeğin kanat çırpışıdır. Bugün, o “Neden ben?” sorusunu “İyi ki ben!”e çevirin ve dönüşümünüzü başlatın. Hayat sizi bekliyor, daha güçlü, daha bilge bir siz olarak.


















