VEFALI VE HAMİYETPERVER BİR DOST: ALİ AÇIL
RECEP ATICI
“Gazete bir odalı yerde başladı, soba yoktu. Küçük bir tüpte hem çay pişirir hem de ısınırdık. Sonra Allah lütfetti arsa bulduk ve eski binanın iki katını yapmaya karar verdik. Ertesi sabah hali vakti yerinde birisinden çimento almayı planladım. Vereceğinden de emindim. Fakat bütün izahlarıma rağmen ‘Yardım edemem.’ dedi. Yıkılmış, en büyük ümidimi yitirmiş ve yolda ağlayarak yürüyordum. Birden karşıma Ali Açıl bey çıktı. Cadde ortasında ağlayışıma bakara, ‘Niye ağlıyorsun Hacı Abi?’ dedi. O, hizmeti henüz yeni tanıyordu. O yüzden derdimi açmak istemedim. Fakat çok ısrar edince olanları anlattım. O yeni hizmeti tanıyan kumaşçı (Ali Açıl) ‘Binayı ben yaparım, sen üzülme!’ dedi. Dünyalar benim olmuştu.” [1]
Bu hadisenin yaşandığı yıllarda Ali Açıl 35 yaşlarındaydı. Ticari olarak henüz işin başlangıcında sayılırdı. Fakat fıtrî cömertliğinden dolayı “yokluk” yıllarında bile vermeyi başarmıştı.
Doğumu, Eğitimi ve Ticari Hayatı
Ali Açıl 4 Ocak 1950’de Ankara’da dünyaya geldi. Ortaokul ve liseyi Ankara’nın en iyi okullarında okudu. Üniversite tahsilini İstanbul’da yapmak için 1970 yılında Eczacılık Fakültesi’ne kayıt yaptırdı. Fakat eczacılığı sevemedi. Ayrıca sağ-sol çatışmaları da vardı. Bu yüzden okulu bıraktı ve Mahmutpaşa’da tekstilcilik yapan dayılarının yanında ticareti öğrendi.
O, ülkemizin bilim insanlarından Prof. Dr. Ahmet Fethi beyin üç evladından biriydi. Babası Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Botanik hocalarından olup alanında 50’den fazla bilimsel kitabı olan biriydi. Babası hayatı o derece dikkatli yaşadı ki imkânı olduğu ve oğlunun tüm ısrarlarına rağmen ikinci defa hacca gitmeyi ‘israf’ saydığı için gitmedi. Babasının, “israf etmeme ve kul hakkına girmeme” terbiyesi onun hayatında çok belirleyiciydi. O, babasının titizliğini şöyle anlatır: “Babamın evdeki masasında defterler, kalemler bulunurdu. Kalemlerin üzerinde ‘DMO’ mührü vardı. Yani Devlet Malzeme Ofisi. Bütün kardeşlerimizi öylesine tembihlerdi ki bu kalemler asla onun çalışmaları dışında kullanılmazdı.[2]
İstanbul’da kumaş ticareti yapan Ali Abi 1978’de Konya’lı Elif Hanım’la evlendi. Bu evlilikten dört çocukları oldu. Fakat ticaretin cazibesi o kadar çekiciydi ki bu yüzden bir gün ailesine ve çocuklarına yeterince zaman ayırmadığını fark etti ve aniden frene bastı. O bu durumu şöyle anlatır: “4 sene Gaziantep’e hammadde sattım. Baktım ki kız 4 yaşına, oğlan 2 yaşına gelmiş, haberim yok. Ben bunlar için çalışıyorum ama büyüdüklerini görmüyorum. Neredeyse evin yolunu unutmuşum. Parayla satın alamayacağım zamanın geçtiğini görünce bu mesele kafama dank etti. Bunun üzerine o işi bıraktım ve farklı bir fabrikayla işe başladım.” [3]
Ayrıca o bir Kur’an aşığıydı. Ortanca kızı Melike onun Kur’ân’a olan muhabbetini şöyle anlatır: “Dükkanında mahallenin çocuklarının adını bir deftere yazar, her sure ezberleyene para verirdi. O yurtdışına gittiğinde annem ile sure ezberi çalışırdık. Babam geldiğinde yeni bir sure ezberlemiş olmanın heyecanını görerek bunun büyük bir başarı olduğunu hisseder, hemen harçlığımızı alırdık. Kuran öğrenilsin, ezberlensin diye çok çabaladı” [4].
O, işinde de çok çalışkan biriydi. İsteseydi aile geçmişi, malvarlığı ve sosyal çevresi itibariyle çok geniş imkânlar içinde yaşayabilirdi. Fakat o “esnaf abi” olmayı tercih etti. Hayatı boyunca önde görünmeyi sevmedi, geri planda kalıp işleri yürütmeyi kendine vazife bildi ve destek olduğu hayır faaliyetleri hatırlatılınca da “sevk-i ilahi” deyip geçti.
O, hayatta yaşadığı her şeyin bir “sevk-i ilahi” olduğuna yani hiçbir şeyin rastlantı olmadığına inanırdı. Otuz beş yaşında eşiyle hacca gitmesine de bir sevk-i ilahi olarak bakar. Zira en son hac kafilesi yola çıkmış ve Kurban Bayramı’na sayılı günler kalmıştı. Suud Konsolosluğu’ndan bir arkadaşı hâlâ açık kontenjan olduğunu söyledi. Ancak nefsin salih amel cinsinden bu tür sevklere karşı her zaman direnç gösterdiğini de biliyordu. Bu yüzden yanında çalışanlara, ‘Hac için önüme bir fırsat çıktı. Şayet vazgeçmeye çalışırsam beni engelleyin. İsterseniz vurun, dövün ama vazgeçirmeyin.’ dedi. Hac hazırlığı yaparken bazı zorluklar yaşadığını, fakat, bunları iradesiyle aştığını ifade ettikten sonra son sözü şuydu: “İşte ben asıl o zaman anladım. O, gönderiyor fakat nefis türlü bahaneler üretiyor.” [5]
Onu hizmet insanlarından en çok etkileyen merhum Hacı Kemal Erimez’di. Ustasıyla yakın dostlukları olduğu için onu uzun zamandır tanıyordu. Fakat onunla esas muarefesi yazının başında verdiğimiz paragraftaki hadiseyle oldu. Onunla bir gün Düzce’ye gitti. Orada inşaat halindeki bir öğrenci yurdunu ziyaret etti ve çıkarken de yüklüce bir para bıraktı. Aradan yıllar geçti. O yurtta müdürlük yapan biriyle Amerika’da karşılaştı. O arkadaş onun ‘sevk-i ilahi’ dediği o günkü cömertliğini şöyle anlatır: “Biz yurdun inşaatını yeni bitirmiş ve talebeleri de almıştık. Ustalara Cumartesi para verecektik ama paramız yoktu. O gün sizin bıraktığınız parayı saydığımızda kuruşu kuruşuna ustalara verilmesi gereken miktar kadar idi.” [6]
Hayatı boyunca doğru bildiği şeyin en iyisini yapmaya çalışan biriydi o. Hac vazifesini îfa ettikten sonra hanımıyla, ‘Madem tevbe ettik, bu işi hakkıyla yapalım.’ diyerek evden TV’yi çıkarırlar. O günden sonra Hadis ve Fıkıh kitaplarından günlük yüz sayfa okumadan yatmaz. O günlerde Hac arkadaşlarından biri ısrarla hadis derslerine davet eder ki ‘Hizmet’ ile tanışması bu vesileyle olur. Kendisi bu durumu şöyle anlatır. “Hacca gittiğimiz bir arkadaşım ‘Çarşamba akşamları çiğköfte yoğuruyor ve hadis dersi yapıyoruz, sen de gel.’ dedi. Ben de aksi bir adamım, para istenince veriyordum ama bir yere gitmek istemiyordum. Fakat birkaç kere davet edince “Daha fazla kırmayayım.” dedim. Gidiş o gidiş. Bu günlere kadar geldik elhamdülillah.” [7]
O dönem Hocaefendi ile de tanışan Ali Abi eğitim kurumlarının açılmasına ve öğrencilere yardım etmeye başlar. 1990’larda Sovyetler’in dağılmasının ardından Orta Asya’da açılan okullara, daha sonra ise dünyanın farklı coğrafyalarında Azerbaycan’dan Çin’e oradan Afrika’ya kadar yayılan eğitim kurumlarına destek olur.
Onun çoğu insandan ayrılan en belirgin vasfı ise cömertliğiydi. “El kesesinden cömertlik kolaydır. Zor olan, kendi kesesine ‘el kesesi’ gibi bakabilmektir.” derler. Onun için para infak edildiğinde değer kazanır. İnfak öncesi para bir an önce insanın üstünden atması gereken bir yüktü onun için. O bu yönüyle Hz. Ebubekir’e (r.a.) benzer. Malumunuz o (r.a.) neyi varsa Efendimiz’e verir. O da (s.a.v.) “Çoluk çocuğuna ne bıraktın?” deyince “Allâh ve Resûlü’nü bıraktım Yâ Resûlallâh” (Tirmizî, Menâkıb, 16/3675) der.
İşte, Ali Abi de öyleydi. Soylu bir aileye mensup olarak Türkiye ortalamasının çok üstünde zenginliğe sahip olmasına rağmen bütün mal varlığını gönüllere girmek için sarfetti. İhtiyaç anında kasayı açıp “İhtiyacınız olduğu kadar alın!” diyen biriydi o. Tanıyanlar onun ne derece hamiyetperver olduğunu bilirlerdi. Nüfus kağıdında soyadı “Açıl” yazsa da Hizmet’teki soyadı “Saçıl’ idi. Bu onun akıllara hayret veren cömertliğini ifade etme adına söylenen bir sözdü ki kızı Melike bu durumu şöyle dile getirecekti: ‘Evlatlarıma ne bırakırım? Zor zamanım olursa lazım olur.’ deyip kenara ayırmazdı. Hiç malı olmadığından süreçte mallarına çökemedikleri için gülerdi. Son yıllarda ‘Size bir şey bırakamıyorum, ne olur beni affedin.’ diyerek gönlümüzü alır ve mal-mülk ile ahirete gitmekten korkardı.” [8]
Tanzanya’dan Kanada’ya Göç
Ali Abi 2006’da sağlık sebebiyle İstanbul’daki dükkânı kapatıp işini yurtdışında kurduğu ortaklıklarla sürdürdü. Fakat 2013’te başlayan süreç sonrası özellikle önde görünen iş adamlarına baskı arttı. Bu yüzden eşi Elif Hanım’la 3 Mart 2016’da Tanzanya’daki oğullarının yanına gitti. 15 Temmuz hadisenin ardından mal varlıklarına çökülen insanlar arasında onun adı yoktu. Zira o, zaten “mal sahibi olmamayı” kendisine düstur edinmişti.
Tanzanya’nın sıcak iklimi her ikisini de zorladı. Bu yüzden önce Amerika’ya sonra da (2017) Kanada’ya geçerek iltica ettiler. Ottawa’da iki odalı küçük bir mülteci evinde yaşamak onlar için İstanbul’daki geniş evlerinden farklı değildi. Zira Elif Hanım orada da geniş sofralar kurdu.
Mecburi hicretle gittiği Kanada vatandaşı olduktan sonra bir ay süren bir Avrupa seyahatine çıktı. Onun bu seyahatini gene kızı Melike, şöyle ifade edecekti: “Önce Çin sonra Etiyopya sonra Tanzanya sonra Kanada… Yeni ülkesinde pasaportunu alır almaz Polonya, İngiltere, Belçika, Almanya, İsveç, Finlandiya, Danimarka, Yunanistan, Fransa… Hep uçar, hep göçerdi babam benim. Son uçuşunda geri gelmedi, ötelere göçtü babam benim…” [9]
Evet, Ali Abi son gittiği bu ülkelerde sürgün hayatı yaşayan Hizmet gönüllüleriyle görüştü. Dönüş yolculuğunda uçakta kalp krizi geçirip ruhunun ufkuna yürüdüğünde tarih 19 Ocak 2024’ü gösteriyordu. Henüz 74 yaşındaydı. Ardında binlerce hüsnü şehadet bıraktı. Onun dünyalık bir mirası olmasa da asıl mirası Hizmet yolunda koşarak Hakk’a yürümesiydi.
Fethullah Gülen Hocaefendi’de onun için verdiği taziye mesajında şöyle diyecekti: “İlk günden beri salâbet-i diniyesi ile tanıdığım, Hak yolunda bir gayret söz konusu olduğunda tereddütsüz öne atılan, heyecanına, samimiyetine, hasbîlik ve fedâkârlığına binlerin şahit olduğu vefalı dostum, mütebessim çehreli hamiyetperver arkadaşım, çok kıymetli Ali AÇIL Beyefendi’nin hicret yurdunda, muvakkat ve âlâmla dolu bu fâni dünyadan ebedî dostlukların yurdu mahz-ı lezzet ukba âlemine yürüdüğünü büyük bir teessürle öğrendim. Kendisine ve bu ifritten dönemde ruhunun ufkuna yürüyen kadın-erkek bütün kardeşlerime Cenab-ı Erhamü’r-Râhimîn’den rahmet ve mağfiret diler; kıymetli aile efradına ve sevenlerine sabr-ı cemil niyaz ederim.” [10]
Rabbim makâmını âli mekânını Firdevs eylesin.
Kaynaklar
[1]A. Aymaz “Ali Açıl Ağabeyimiz” 1 Nisan 2024
[2] Zaman-Ailem-90-Yillik-Hayati-Surekli-Gayretle-Gecen-Bir-Insan-Prof-Ahmet-Fethi-Acil
[3] https://velev.news/gundem/zenginligine-ragmen-tahtakalede-esnaf-kalmayi-tercih-etmis-bir-gonul-erbabi-ali-acil/
[4] Melike Eldem, “Benim babam…” TR724, 21 Ocak 2024
[5] “A.g.i.” Sitesi
[6] “A.g.i.” Sitesi
[7] “A.g.i.” Sitesi
[8] Eldem, “a.g.m.” TR724, 21 Ocak 2024
[9] Eldem, “a.g.m.” TR724, 21 Ocak 2024
[10] Aymz “a.g.m.” 1 Nisan 2024
















