JAN KASPROWİCZ
ÖMER FARUK EREN
Şair, oyun yazarı, çevirmen ve edebiyat eleştirmeni. Genç Polonya lirik şiir döneminin önde gelen temsilcilerindendir. 12 Aralık 1860’ta Inowrocław yakınlarındaki Szymbórz’da köylü bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Çocukluğu tam bir yoksulluk içinde geçti; Piotr Kasprowicz ve Józefa (kızlık soyadı Klofta) çiftinin on dört çocuğundan biriydi. Kasprowicz, küçük bir çocukken ölümcül olduğuna inanılan bir hastalıktan beklenmedik şekilde kurtuldu. Bu olay, Aziz Valentine’ın kendisine bahşettiği varsayılan lütfa ve şairin annesinin derin dindarlığına atfedilen bir mucize olarak görüldü. Bu durum sonraki tüm manevi ve sanatsal gelişimini etkileyecekti.
Derin bir duyarlılığa sahip olan Kasprowicz, müzikle ilk karşılaşmasını gelecekteki şiirsel hayal gücünün şekillenmesinde etkili bir etken olarak tanımladı. Bir kilise orgunun sesi onu derinden etkilemişti. En ünlü derlemesi “Hymnaya”da, memleketi yakınlarındaki bir göletin kenarında yankılanan sıradan bir köy flütünün sesini çağrıştırır.
Kasprowicz’in eğitimi Szymbórz’daki okulda başladı. Öğretmeninin kızına ithaf ettiği ilk şiiri olduğu düşünülen “Bądź Polką” (Polonyalı Ol) şiirini 877’de yazdı.
Ortaokul deneyimleri Prusya bölünmesinde büyüyen gençlerin tipik deneyimleriydi. On yaşında Tomasz Zan Derneği üyesi iken Inowrocław’da ortaokula başladı. Daha sonra Opole, Racibórz ve Poznań’daki okullara geçti ve 1884’te Poznań’daki St. Mary Magdalene Lisesi’nden mezun oldu. Wrocław ve Leipzig üniversitelerinde felsefe ve edebiyat okudu.
Şair olarak ilk çıkışını 1889’da “Poezje” (Şiirler) adlı eseriyle yaptı. Başlangıçta eserleri köylü sefaletini ve sosyal reform arzusunu işleyen, şairin çocukluğundan beri aşina olduğu Polonya kırsalının yoksulluğunu canlı bir şekilde tasvir eden pozitivist etkiler taşır. Bu dönemde sosyalist hareketle ilişkilendirildi ve Prusya yetkilileri tarafından iki kez tutuklandı. 1887’de serbest bırakıldıktan ve boşanmayla sonuçlanan kısa bir evliliğin ardından Kasprowicz sonraki 35 yıl boyunca kalacağı Lviv’e taşındı. Orada gazeteci olarak çalışmaya başladı. Kurier Polski ve Słowa Polskie (1902–1906) dergilerinde edebi eleştiriler ve tiyatro yazıları yayımladı. Etkileyici sosyalliği, kusursuz kıyafetleri ve züppe tavırlarıyla Lviv’in bohem sahnesinde hızla önemli bir figür haline geldi. Şüphesiz bu, çocukluğunun ve ilk gençliğinin sefaletini bastırma çabasıydı.
Bu dönemde Kasprowicz, modernizmin yükselen edebî akımlarının etkisiyle pozitivist şiir anlayışını terk etmeye başladı. Toplumsal temalar zayıflasa da tamamen kaybolmadı; ancak insanın iyiyle kötü arasındaki çatışma motifi giderek daha baskın hale geldi. Acının insan varoluşuyla ayrılmaz bir şekilde bağlantılı olduğu yönündeki kaderci inanç da eserlerine hâkim oldu. Bu durum Hristiyanlığın ruhunu Doğu panteizmiyle sentezlemeye çalışan ve şiirsel sözdiziminin kurallarını serbest nazımla gevşeten “Miłość” (Aşk, 1895) şiirinde açıkça görülebilir.
Bir sonraki derleme olan ünlü “Yabani Gül Çalısı” (1898), Kasprowicz’in sembolizme yönelişinin bir göstergesidir. Bu eser aynı zamanda dönemin birçok sanatçısı gibi Kasprowicz’in Tatra doğasına duyduğu hayranlığı da yansıtır.
- yüzyılın başı, Kasprowicz’in hayatında son derece dramatik bir dönem oldu. Sevdiği eşi onu terk etti. Bu trajik deneyim derin bir ruhsal çöküntüye yol açtı ve eserlerinin ruhuna da yansıdı. O dönemde yayımlanan iki ilahi kitabı — “Ginącemu światu” (Ölen Dünyaya, 1901) ve “Salve Regina” (1902) — derin bir duygusal travmanın, inanç krizinin ve Tanrı ile yaşanan bir mücadelenin izlerini taşır. Tanrı ile bu eşsiz ilişki, hayranlık ile inkâr arasında gidip gelen ve zaman zaman küfre yaklaşan bir ruh hâli şairin eserlerinde temel bir motif oluşturur. Bu şiirler aynı zamanda dışavurumculuğun ilk işaretlerini de barındırır.
1911’de, kendisinden 19 yaş küçük Maria Bunin ile yaptığı üçüncü evlilik şaire içsel bir huzur getirdi ve eserlerinin tonunu değiştirdi. Bu dönemde kaleme aldığı “Yoksulların Kitabı” şairin Tanrı ve dünya ile barışmasının bir işareti olarak yorumlanır. Yuvanın, sadeliğin ve sıradan insan mutluluğunun yüceltilmesi, Polonya modernizminin önde gelen şairlerinden birinin önceki isyankâr dönemine tezat oluşturur.
Kasprowicz’in şiirsel çalışmaları iki dönemi kapsar:
• 19. yüzyılın pozitivist idealleri,
• 20. yüzyılın başındaki modernizm hareketi — serbest şiir ve şiirsel düzyazıya geçişi hazırlayan isyankâr dönem.
Kasprowicz’in edebî çalışmaları yalnızca şiirle sınırlı değildi. Modern dillerin yanı sıra klasik Yunancaya hâkimiyeti sayesinde Aiskhylos, Euripides, Shakespeare, Marlowe, Byron, Yeats, Goethe, Schiller, Rimbaud, Maeterlinck, d’Annunzio, Heijemmans ve Ibsen’den çeviriler yaptı.
Kasprowicz’in Şiirindeki Dönemler
- Natüralizmin Etkileriyle Toplumsal Aktivist Evre
İlk dönem köylü temaları ve toplumsal radikalizmle karakterizedir. Kasprowicz köylü yaşamının ayrıntılarını titizlikle toplayan natüralist bir teknik kullanır. Bu dönemin temel eserleri: “Kulübeden” soneleri, “Onlar ve Biz”, “Kulübede” ve diğerleri.
- Modernist Dönüm Noktası: Sembolizm
Dönüm noktası, “Miłość” (Aşk, 1895) şiiriyle başlar; asıl kırılma ise 1898’de yayımlanan “Krzak dzikiej róży” (Yabani Gül Çalısı) ile gelir.
Kasprowicz’in en ünlü eseri “İlahiler” (1899) dizisidir. Bu eser medeniyetin çöküşü, değerler krizi ve Tanrı ile insan arasındaki ilişki üzerine büyük sorular barındırır. “Dies irae” (“Gazap Günü”), insanın günahkâr yaratılıp yine günah nedeniyle cezalandırılmasının adaleti üzerine sarsıcı sorular sorar.
Alıntı:
Ölülerin derin sessizliğinde,
Sadece Amin duyulabilir, korkunç Amin’im.
Ey merhametli Tanrım, bize merhamet et!
Kyrie eleyson!
Önümde günahın suçluluktan doğan uçurumu var,
Ey Tanrım!… Mahvoluyorum! Mahvoluyorum! Mahvoluyorum!
Amin.
(Jan Kasprowicz, Ginącemu światu – Dies irae)
Fransiskenlik Evresi
Bu dönemde Kasprowicz Tanrı ile insan arasındaki ilişkiyi Hristiyan bir yaklaşımla yeniden ele alır. Sevinç ve acının bir arada var olduğunu kabul eden Fransisken düşüncesi, “Yoksulların Kitabı”nda (1916) kendini gösterir.
Şairden bir alıntı:
Aşkım!
Neredeyse çocuksu şekiller!
Şakakların hâlâ kırışıksız,
Beyaz, dar ellerin! (…)
Masada otururken
Bir dilim ekmeğe uzanmanı
Ve bölüşerek bana bir parça vermeni seviyorum,
İhtiyacım olsun ya da olmasın.
***
Kasprowicz, hayatının son yıllarında öğretmenliğe yoğunlaştı ve 1921/22 akademik yılında Lviv’deki Jan Kazimierz Üniversitesi’nin rektörlüğünü yaptı. Bu dönemde sık sık Zakopane’yi ziyaret etti. 1923’ten itibaren Zakopane’deki Harenda villasında yaşamaya başladı ve hayatının son üç yılını orada geçirdi. 1 Ağustos 1926’da vefat etti. Naaşı 1933’te Harenda’daki türbeye nakledildi.
Kasprowicz’in Zakopane’deki lahiti




















