KAVRAMLARIN YORGUN YÜZÜ
AHMET AYDIN
“Kelimeler düşüncenin elbiseleridir.” – Samuel Johnson
Kavram insan zihninin pusulasıdır; yönü tayin eden, anlamı berraklaştıran, düşünceye yol veren bir iç rehberdir. Pusulası şaşmış bir geminin ufukta kaybolması ne kadar kaçınılmazsa kavramlarını yitirmiş bir toplumun da yıkıma sürüklenmesi o kadar kaçınılmazdır. Çünkü insan kelimelerle düşünür. Kelime bulanıklaşırsa düşünce bulanıklaşır, düşünce bulanıklaşırsa toplumun hafızasına sis çöker, önünü göremez.
Doktora tezini de yaptığım, sevdiğim şair Yahya Kemal’in “Bir kelime bir milleti kurtarır, bir kelime bir milleti batırır.” sözü yalnızca şiirî bir ihtar değil, kavramların kader belirleyici gücünün özlü bir ifadesidir. Yunus Emre’nin “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı…” diye başlayan hikmeti ise kelimenin insan üzerindeki tesirini bizlere asırlardır hatırlatır.
Ne var ki bugün kelimeler yorgun… Kavramlar içleri boşalmış şişeler gibi. Etiketleri parlıyor ama içlerinde anlam kalmamış. Ruhu çıkmış ceset gibiler. “Özgürlük”, “saygı”, “sadakat”, “aile”, “ahlak”, “merhamet” gibi onlarca kelimeyi hâlâ kullanıyoruz, fakat artık aynı kelime farklı ağızlarda bambaşka dünyalara işaret ediyor. Gençler için sevgi başka bir duyguya dönüşmüş, ebeveynler için bambaşka. Saygı kimine göre susmak kimine göre konuşabilmek, özgürlük bir kesim için sınırsızlık, diğerleri için sınırlar içinde olgunlaşmak. Aynı yöne bakıyoruz ama aynı dili konuşamıyoruz.
Toplum tıpkı bir ırmağın taşırken koyulaştırdığı köpükler gibi kavramların tortularını üzerinde taşıyor, fakat su bulanık. Bu bulanıklık sadece bir çağın geçici dalgalanması değil, düşüncenin temel taşlarının yerinden oynamasıdır. Çünkü kavramlar bozulunca insan da bozulur. İnsan bozulunca toplumun sesi kısılır.
Yapmamız gereken ise kelimelerin çatırtısını duymak, kavramların yorgun yüzünü anlamak, anlamların karanlığa gömüldüğü anları aydınlatmaya dair küçük de olsa mütevazı bir adım atmaktır.
Toplumların büyük çöküşü çoğu zaman savaşlarla, ekonomik yıkımlarla başlamaz. En sessiz, en görünmez yıkım kavramların içinin boşalmasıyla başlar. Çünkü kavramlar bir milletin ortak hafızasıdır; dili, ahlakı, kültürü bir arada tutan görünmez sütunlardır. Sütun kırıldığında bina çökmez, önce çatlar sonra devrilir. Bugün tam da bu çatlakların arasındayız.
Dille düşünür insan. Dil bozulunca düşünce de çöker. Sosyal medyanın hız ve haz odaklı dili kelimeleri inceltmiş, anlamları zayıflatmış, kavramların hacmini daraltmıştır. “Arkadaşlık” yerine “follower”, “başarı” yerine “takipçi sayısı”, “mutluluk” yerine “anlık haz”, “aile” yerine “evdeki insanlar” demek artık olağan. Dil daralıyor, daralan dil daralan düşünceyi getiriyor. Kelimelerin yıpranmasıyla birlikte gerçeklik de yerinden oynuyor. Orwell’in uyarısı, günümüzde hiç olmadığı kadar güncel: “Dil daralırsa düşünce de daralır.” “Eğer düşünceler dili bozarsa, dil de döner düşünceleri bozar.” Bugün daralan kelimelerle geniş düşünceler kurmaya çalışıyoruz. O yüzden düşüncelerimiz çabuk kırılıyor.
Hayatım mesleğim gereği gençlerin arasında geçiyor. Bugünün gençleri kavramları reddetmiyor, yalnızca eski otoritenin dayattığı tanımları reddediyor. Bu, yıkıcı değil, aslında arayışçı bir tavır. Gençler bireysellik, anlam arayışı, samimiyet ve ruh sağlığı gibi yeni kavramları sahiplenirken otorite, mutlak sadakat, fedakârlık, tek doğru gibi kavramlara mesafe koyuyorlar. Bu, eski ile yeninin çatışması değil, kavramların doğal evrimi. Fakat evrim rehbersiz kalınca kaosa dönüşüyor. Problem burada başlıyor. Bir kavram kaybolduğunda yalnızca kelime kaybolmuyor, bir davranış biçimi, bir değer, bir ilişki tarzı da yok oluyor. Gençliğin ruhunda kavramlar yeniden doğuyor ama çoğu zaman anlamdan ziyade duyguyla besleniyor. Bu da kavramları kırılganlaştırıyor.
Kavramlar evrensel değildir, kültürün nefesiyle şekillenirler. Aynı kelime iki ülkede bambaşka bir dünyaya işaret edebilir. Polonya örneği bunun canlı bir laboratuvarı gibidir. Özgürlük Türkiye’de çoğu genç için “hayatıma karışmayın”ın bir yankısıdır, Polonya’da ise uzun işgal yıllarının mirası olarak “hep birlikte ayakta durmak”tır. Çalışmak Türkiye’de geçim veya pratik zekâ ile ilişkilidir, Polonya’da dakiklik ve özdisiplinle. Aile Türkiye’de geniş ve müdahil, Polonya’da çekirdek ama duygusal bir sadakat alanı. Bu farklılıklar şunu gösterir: Kavram bir kelime değildir, kavram bir dünyadır. Kelime aynı kalsa bile dünya değiştiğinde kavram da değişir.
Bir toplumun entelektüel seviyesini anlamak için ne sokaklarına ne binalarına, ürettiği kavramlara bakılır. Kavram üreten toplum düşünce üretir, kavram tüketen toplum ise başkalarının düşüncesiyle düşünür.
Bugün Türkiye, büyük bir kültürel mirasa sahip olmasına rağmen çoğu kavramı dışarıdan alarak tüketen bir toplum görünümündedir. Oysa bizim irfan, edep, hayâ, tevazu, himmet, sadakat, kanaat gibi dünyada tam karşılığı olmayan kavramlarımız vardı. Zaman içinde bu kavramlar görünmezleşti. Kavramın terk edilmesi, evin kapısını açık bırakmaktır; rüzgâr girer, anlam çıkar.
Kavramların yeniden inşası mümkün mü? Evet, mümkündür, fakat emek ister. Bir kavramı yeniden inşa etmek bir binayı tamir etmekten zor, bir zihniyeti yeniden kurmaktan kolay değildir. Bir kavram yeniden inşa edilecekse kökenine dönmek gerekir. Bugünün gerçekliğine taşımak gerekir. Yeni içeriklerle güncellemek gerekir. Dili güçlendirmek gerekir. Dil onarılmadan kavram, kavram onarılmadan düşünce onarılmaz. Ve gençlik bu sürecin anahtarıdır çünkü geleceğin kavramlarını onlar şekillendirecek.
Kavramlar bir toplumun görünmeyen omurgasıdır. Omurga çökerse beden ayakta duramaz. Bugün yaşadığımız birçok sosyal, kültürel ve ahlaki problemin kökeninde kavram erozyonu vardır: Anlamını kaybetmiş kelimeler, içi boşalmış değerler, yönünü şaşırmış insanlar…
Ve tüm bunların özünde bir hakikat yatıyor: Düşünce ancak sağlam kavramlarla kurulur. Temeli olmayan bina gibi temeli olmayan toplum da yükselmez.
Kavram kurtulursa düşünce kurtulur, düşünce kurtulursa toplum kurtulur. Kavramları korumak sadece kelimeleri değil, insanı, ahlakı, toplumu ve geleceği korumaktır. Çünkü kavramı yaşatan toplum, geleceğini de yaşatır.



















