BÖLÜM 5:
YUSUF MUTLUKALP
Ama arabayı stop ettirmiyor ve direksiyonun altına eğilip etrafa bakınıyor. Heyecanlı bir sesle bana “Aaaaaa Yusuf Hocam! Anahtarı bulamıyorum. Bu arabayı nasıl kapatacağız?” diye soruyor. O anda hani derler ya, insan ölürken tüm hayatı gözünün önünden film şeridi gibi geçermiş… İşte benzerini yaşadım. İbrahim ile geçirdiğim her an gözümün önünden geçti. Niye mi? Çünkü ben onca zaman İbrahim Hoca’ya bir sürü şaka yaptım, saygısızlık yaptım. O mübarek adam anahtar olmadan arabayı çalıştırmış, kilometrelerce yol gelmiş ve arabayı durdurmak istiyor ama anahtar yok diye dertleniyor.
Bahsettiğim mesele 1999 yılında gerçekleşiyor, yani düğmeyle çalışan arabalar, uzaktan kumandalı anahtarlar henüz yok. Ben içerliyorum ve içimden “Nasıl saygısızlık yaptım böyle bir insana?” diyorum. Bir de üzerine ceketinin yan cebinden anahtarı çıkarıp “Hah, buradaymış!” deyip anahtarı tekrar arabaya takıp kapatınca ben tam şok oldum. Artık hiç saygısızlık yapar mıyım bu insana?
Taner Bey’de yemek yiyoruz, konuşuyoruz ama ben İbrahim Hoca’nın yüzüne bakamıyorum, gözümü kaçırıyorum her seferinde. Ertesi gün tamirciye gittim özellikle, “Bu olay mümkün müdür?” diye sordum. “Tabii ki. Eğer anahtarın takıldığı yerdeki kilit sistemi bozulmuşsa anahtar arabayı çalıştırdıktan sonra çıkarılabilir.” dedi. Olsun, ben yine de dikkat ettim İbrahim Hoca ile muhatap olurken. Nitekim Mısır El-Ezher Üniversitesi mezunu hocamız. El-Ezher demişken Kaya Hoca’dan bahsetmeden olmaz.
Yaklaşık bir yıl sonra yine Mısır El-Ezher Üniversitesi mezunu Kaya Güney Afrika’ya geldi. İbrahim Hoca ile Kaya Hoca bir diyalog merkezi kurdular. Güney Afrikalılarla her alanda diyalog kurmaya çalışıyorlardı.
2000 yılının Şubat ayında Mozambik’te haftalarca süren bir doğal afet oldu. Özellikle Mozambik’in kuzey kısımları sular altında kalmış, ciddi bir sel felaketi gerçekleşmişti. 700–800 kişi vefat etmiş, yaklaşık 500 bin kişi de evsiz kalmıştı. Bir şeyler yapmalıydık ama ne yapabiliriz ki? Hem doğal afet hem Mozambik’in kuzeyi gibi hiç gitmediğimiz yerler hem de duyduğumuza göre gidiş yolundaki tüm yollar sular altında… Bu kadar imkânsızlık içinde ne yapabiliriz diye düşünürken birden aklımıza şu geldi: “On beş gün sonra Kurban Bayramı. Neden bu sene kurbanlarımızı orada kesmeyelim? Hem ülkeye para bırakmış oluruz hem de ihtiyaç sahiplerine kurban ikram etmiş oluruz.”
Fikir güzel, iyi de hepimiz kurbanlarımızı almış 15 gün sonra bayramda kesmek üzere hazırlamıştık. “Nasıl yapalım?” diye düşünürken bir kampanya başlattık. Türkiye’deki tüm akrabaları, arkadaşları, sonra farklı ülkelerdeki tanıdıkları aradık. Üzerine Güney Afrika’daki tüm tanıdıklara sorduk. İçlerinde Müslüman, Hristiyan, Yahudiler de vardı. Herkes yardımcı oldu. Kimisi bir hisse verdi kimisi 3–5 hisse kimisi fakirdi ama yarım, çeyrek hisse verdi.
Sonuç itibarıyla son 10 gün içinde 273 hisse toplayabildik. İşin muhasebe kısmı bende olduğu için sayıları bu kadar net hatırlıyorum. Zaman yaklaşıyor, bir yanda bayram heyecanı bir yanda mağdur Mozambiklilere yardım etme heyecanı var üzerimizde.
Hemen ekip kuruldu. Ben ve Kaya Hoca götürecektik parayı. Bu arada Mozambik’teki Fatih ile İsmail de hazırlık yapacak, bağlantıları sağlayacaktı. Hazırdık artık.
Kaya Hoca ile beraber yanımızda destelerce para ile tuttuk Mozambik yolunu, benim Kara Şimşek ile gidiyoruz. Geçen bölümde kısaca bahsettiğim iki kapılı, küçük, siyah ve yere yakın spor, 1994 model bir araba Kara Şimşek. Bu detaylar birazdan önemli olacağı için tekrar bahsettim. Her şey yolunda, yolculuğumuz devam ediyor.
Sınıra geldik. Biraz tedirginlik var, nitekim yanımızda deste deste para taşıyoruz. Neyse ki sorun olmadan sınırdan geçebildik. Artık Fatih ve İsmail’in kaldığı yeri bildiğimiz için bekleme yapmadan direkt evlerine gittik. Ama henüz yolculuk başlamış sayılmaz, sadece buluşmuş olduk. O gece orada kaldık ve ertesi günün planlarını yaptık. Çünkü yolumuz uzun. Biz güneydeyiz, Malawi sınırına, kuzeye, sel bölgesine gideceğiz. Boydan boya Mozambik’i geçmemiz gerek.
Ben, Kaya, Fatih ve İsmail dördümüz sabah yola çıkacağız. Fatih bir kamyonet ayarlamış, beni ikna etmeye çalışıyor. Kamyoneti Hint asıllı Mozambikli bir Müslümandan ayarlamış. Arka kısımda kuzeye göndermek istediği ticaretiyle ilgili malzemeler var. Onları da götürecekmişiz böylece bizden para istemeyecek, bu kampanyaya katkı sağlamış olacakmış. Beni de “Gideceğimiz yollar bozuk, bize yüksek araç lazım.” diyerek ikna etmeye çalışıyorlar. Ben ise ısrarla Kara Şimşek ile gitmeyi teklif ediyorum.
Sonuçta oylama yaptık. Üçü “Kamyonetle gidelim.” dedi. Ben de kabul etmek zorunda kaldım.
Sabah oldu. Kamyonetin ön tarafına ben ve Fatih oturduk, eşyaların olduğu arka tarafa da İsmail ile Kaya. Yolculuk başladı. Yollar hiç de kötü değil; şehirde asfalt yolda ilerliyoruz. 30 dakika kadar kuzeye doğru yol aldık. Kamyoneti sürerken Fatih’e döndüm, tam:
“Hani yollar kötüydü? Baksana ne kadar güzel yollar!” dedim. Kendimizi…




















