EY GECEM, GEL SABAH OL
FUAT ÇOMAKLI
Bazı geceler vardır…
İnsan yalnız karanlıkta kalmaz; kendi içine de düşer. Sesler çekilir yeryüzünden. Sokaklar susar. Pencereler kararır. Ve insan, kalbinin en kuytu yerinde, kimseye anlatamadığı bir sızıyla baş başa kalır. İşte biz öyle gecelerden geçtik… Uzun, soğuk, sessiz gecelerden…
Şafak hiç sökmeyecek sandık.
Güneş bir daha bizim semaya uğramayacak zannettik. Öyle çok karardı ki içimiz, gündüz bile gece gibi oldu. Bulutlar yalnız göğü değil, ruhumuzu da örttü. Yağmur yağınca toprak kokmadı artık; yalnızca içimiz burkuldu. Çünkü insan bazen öyle yorulur ki, en güzel mevsimde bile kışı yaşar.
Bir pencerenin önünde saatlerce beklediğimiz oldu…
Belki biri gelir diye…
Belki bir ses duyarız diye…
Belki içimizdeki o kırık yer biraz olsun diner diye…
Ama geceler acımasızdı.
Her geçen gün biraz daha büyüttü yalnızlığı.
Bir sandalye eksik kaldı sofralarda. Bir isim yarım kaldı dualarda. Bir sıcaklık çekildi evlerden. Ve biz, yokluğun da bir ağırlığı olduğunu işte o zaman öğrendik. İnsan en çok da geri dönmeyecek olanı beklerken tükeniyormuş meğer…
Kalbimizde sustu dualar…
Dudaklarımız kıpırdadı belki ama içimizden göğe yükselecek takat kalmadı. Çünkü bazı yaralar vardır; görünmez ama insanın bütün ömrünü kanatır. Gece olunca daha çok sızlar. Herkes uyurken onlar uyanır. İnsan yastığa başını koyunca, yıllardır susturduğu acılar usulca gelip yanı başına oturur.
Ne çok sustuk…
Ne çok “iyiyim” dedik içimiz paramparçayken…
Bir tebessümün arkasına ne çok kırgınlık sakladık… Kimse anlamasın diye geceleri içimize gömdük. Oysa bazı insanlar gündüz yaşar, bazıları ise yalnız geceye dayanır. Çünkü karanlık, yaralı kalplerin en sadık örtüsüdür.
Bazen gökyüzüne baktık…
Ay bile yorgundu sanki. Yıldızlar uzak, gece kimsesizdi. Rüzgâr eski hatıraları taşıyordu sokak aralarından. Bir zamanlar içimizi ısıtan sesler şimdi yalnızca hatıraların kırık camlarında yankılanıyordu. Ve insan anlıyordu…
Bazı gidişler dönüşe benzese de, aslında insanın içinde hiç kapanmayacak bir veda bırakıyormuş.
Ama yine de…
İnsan, en karanlık gecede bile sabah ihtimalini tamamen silemiyor içinden. Çünkü umut bazen bir kuşun ötüşünde saklıdır… bazen uzak bir dağın ardından süzülen incecik bir ışıkta… bazen de yıllardır ağlayan bir kalbin hâlâ atmaya devam etmesinde…
Belki yaralarımız hâlâ kanıyor…
Belki eksik kalan yanlarımız hiçbir zaman tamamlanmayacak… Geceler sessiz, soğuk, kimsesiz ve yalnız uzadı… Şeb-i Yelda…
Bitmez sandık; oysa her uzun gece, kendi en derin yerinden döner.
Ne kadar sessiz olursa olsun, ne kadar soğuk… yine de karanlık, sabrın en ince yerinden ısınır. Gece ne kadar uzun olursa olsun, sabahın vakti Allah katında bellidir.
Ve şimdi…
İçimizde yavaş yavaş ince bir aydınlık dolaşıyor.
Ürkmüş bir çocuk gibi… sessiz… mahcup… ama gerçek…
Belki güneş hemen doğmayacak.
Belki biraz daha üşüyeceğiz.
Ama bir gün…
Mutlaka bir gün…
Bu karanlığın içinden de bir sabah geçecek.
Ve o sabah… sadece güneş değil… insanın içi de yeniden doğacak.


















