DOĞANIN ADALETİ: ISLANMANIN EŞİTLİĞİ
Niyazi SANLI
İnsanoğlu yüzyıllardır adaleti arıyor; kitaplarda, mahkeme salonlarında ya da vicdanının derinliklerinde… Oysa gerçek adaletin en saf ve kusursuz örneği, başımızı kaldırıp baktığımızda gökyüzünde, bastığımız toprakta, yani tabiatın kendi işleyişinde gizlidir. Tabiat kanunları, pazarlığa kapalıdır ve herkese karşı aynı mesafededir.
Bir sağanak başladığında yağmur, kimsenin kimliğine, cüzdanındaki güce ya da toplumdaki konumuna bakmaz. Sokaktaki dilenciyi de, saraydaki soyluyu da aynı kararlılıkla ıslatır. Gökyüzü, rüzgârın yönünü bir imtiyaz uğruna değiştirmez. Tabiatın bu muazzam tarafsızlığı, adaletin yeryüzündeki en somut tecellisidir. Gerçek adalet de tam olarak budur: Kanunların, tabiat kanunları kadar kaçınılmaz ve ayrım gözetmeksizin herkesi kapsıyor olması.
Eğer hukuk, bazıları için güneşli bir gökyüzü vaat ederken, bazıları için fırtınaya dönüşüyorsa orada bir sistemden değil, ancak bir kaosun düzeninden bahsedilebilir. Yasalar, toplumu bir arada tutan ortak bir çatı olmalıdır. Ancak bu çatının altında birilerine özel “şemsiyeler” açılmaya başlandığı an, o yapı çökmeye mahkûmdur. Şemsiyelerin koruduğu imtiyazlı azınlık, kanunların ıslatıcı ve terbiye edici gücünden muaf tutulduğunda, adalet terazisi dengesini ebediyen kaybeder.
Solon’un yüzyıllar öncesinden bize ulaştırdığı o meşhur benzetmeyi hatırlamak gerekir: “Kanunlar örümcek ağları gibidir; küçük sinekleri yakalar, büyük eşek arıları ise onu delip geçer.” Eğer bir toplumda kanunlar, sadece zayıfları engelleyen birer engele dönüşmüşse, o ağlar adaleti değil, adaletsizliği sarmalar. Güçlülerin delip geçtiği, zayıfların ise takılıp kaldığı bir hukuk sistemi, toplumun vicdanını çürütür.
Sonuç olarak, bir devletin büyüklüğü yasalarının çokluğuyla değil, o yasaların yağmur kadar eşit dağıtılmasıyla ölçülür. Adalet, ancak kimseye şemsiye açılmadığında, herkes aynı göğün altında aynı şartlarla ıslandığında gerçek kimliğine kavuşur. Unutmamalıyız ki; yasalar bir zırh gibi sadece güçlüleri korumak için değil, bir yağmur gibi herkesi aynı adaletle yıkamak için var olmalıdır.


















