MASURİA’NIN KALBİNDE BİR HUZUR KASABASI: MİKOŁAJKİ
AHMET AYDIN
“Hiçbir şey zekayı seyahat etmek kadar geliştirmez.” – Emile Zola
Bazı yolculuklar vardır; günler öncesinden planlanır, rotaları çizilir, beklentileri büyütülür. Bazıları ise hayatın en güzel sürprizleri gibi ansızın çıkar karşınıza. Mikołajki benim için ikinci türden bir keşif oldu. Büyük Masurian Gölleri Ülkesi’nin kalbinde yer alan bu şirin Polonya kasabasına gitmek, aslında o sabahki planlarım arasında bile yoktu. Sevdiğim kardeşim Anar beyin tavsiyesine kulak vererek çıktığım bu kısa yolculuk, hafızamda uzun yıllar silinmeyecek güzel ve tatlı izler bıraktı.
Wikipedia’ya baktığımda Almanca adıyla “Nikolaiken” olarak da bilinen Mikołajki, Tałty ve Mikołajskie göllerinin buluştuğu noktada, ziyaretçilerini sakinliğiyle kucaklayan küçük ama karakterli bir kasaba. Aradıklarını elinle koymuş gibi bulabileceğin turistik bir yer. Kasabaya yaklaşırken bizi ince bir yağmur karşıladı. Kara bulutların altında göllerin üzerinde süzülen o hafif melankoli bizi korkutmedı değil hani. İçimden yine mi “bahtsız bedevi” metaforları geçmedi değil ama hafif yağmur yolculuğa ayrı bir güzellik katıyordu. Ancak bu yağmur, sanki görevini tamamlamış gibi kısa süre sonra yerini sıcak ve davetkâr bir güneşe bıraktı.Nisan ayından Hazirana on beş dakikakada döndük desem yalan olmaz. Kasabanın sokaklarına adım attığımızda gökyüzü açılmış, güneş ışıkları Mikołajki’nin renkli yüzünü ortaya çıkarmıştı. Adeta yağmur misafirleri karşılamış, güneş ise “hoş geldiniz” demek için sahneye çıkmıştı. Belki de “Witajcie” diyordu ama Kamil Adamowski’liğin yeri ve zamanı değildi.

Göl kıyısına sıralanmış rengârenk çatılı evler ki nerdeyse bir polonya kültürü haline gelmiş renkli boyalı evler, iskeleye usulca yanaşmış tekneler ve suyun üzerinde dans eden yakamozlar, insana bir kartpostalın içine girmiş hissi veriyor. Bilenler bilir, Urla’ya gelmiş gibi hissettim kendimi. Masuria’nın eşsiz doğası burada yalnızca gözleri değil, ruhu da dinlendiriyor. Kasabanın göle açılan modern yaya köprüsünün üzerinde durup çevreyi seyrederken zamanın yavaşladığını hissediyorsunuz. Köprünün belli yerlerine asılmış “aşk kilitleri” de içinde ne hikayeler barındırıyor diye düşünmeden geçemedim. Ailece bu köprüde birbirinden güzel şehir fotoğrafları çektirdik. Arkamızda uzanan göl manzarası, yelkenlilerin zarif siluetleri,günlük turistlerini gezdiren tekneler ve güneşin suya düşen ışıkları, karelerin içine sadece görüntü değil, anıları da işledi.Ruhun zevkten şımardığı vakitler olur ya, işte öyle bir şey.
Mikołajki’nin güzelliği yalnızca göl kıyısıyla sınırlı değil tabiki. Taş parke döşeli sakin sokakları, küçük dükkânları ve dingin atmosferiyle insanı sokaklarında rahvan bir gezintiye davet ediyor. Gökyüzünün beyaz bulutlarla süslenmiş derin maviliği altında, uzaktan görünen tarihi kuleye doğru ilerlemek, geçmişle bugünün el ele verdiği bir zaman koridorunda yürümek gibi. Gökyüzünde farklı şekil ve kümelerdeki enteresan bulutları da bir başka yazımda anlatırım inşallah.
Öğle saatlerinde ailece nehrin kemen kıyısındaki Bella Italia Pizza’da keyifli bir mola verdik. Göl kasabasının huzurlu atmosferi eşliğinde yediğimiz pizza, yolculuğun lezzetli anılarından biri olarak hafızamızda yer etti. Ben 4 peynirli olandan yedim, Ebrar margarita olanından. Margarita pizza daha güzeldi onu da notlarıma ekliyeyim. Sonrasında kasabanın meydanında tattığımız yerel dondurma ise günün en tatlı sürprizlerinden biriydi. O kadar doğal ve lezzetliydi ki, tadı uzun süre damağımızdan gitmedi. İki top almamıza rağmen uzun sürede bitiremedik dondurmayı. Hem lezzetli hem de kepçesi bol. Meydandaki neşeli kalabalık, bir Haziran akşamında çocukların kahkahaları ve güneşin altında yavaş akan hayat, bu küçük anlarımızı unutulmaz kıldı.

Marina boyunca uzanan iskeleler, gölde süzülen yelkenliler ve her köşesinde hissedilen huzur, Mikołajki’nin neden hem su tutkunları hem de sakinlik arayanlar için özel bir yer olduğunu açıkça gösteriyor. Burada insan, modern dünyanın gürültüsünden uzaklaşıp kendi iç sesini daha net duyabiliyor. Bu yönüyle kasaba bana, yaşamak için ne kadar güzel bir yer olabileceğini düşündürdü. Özellikle emeklilik yıllarını doğanın içinde, sakin ve huzurlu bir ortamda geçirmek isteyenler için adeta bir sığınak. Belki de üniversitenin bir şubesi burada açılır kimbilir?
Mikołajki’den ayrılırken aklımda kalan şey yalnızca güzel manzaralar değildi. Yağmurdan güneşe dönüşen gökyüzü, köprü üzerindeki yarına hatıra bıraktığımız fotoğraflarımız, göl kıyısındaki dinginlik, Bella Italia’daki öğle yemeği ve meydandaki unutulmaz dondurma, bu küçük kasabayı benim için özel kılan ayrıntılardı. Mikołajki; suyun sessizliği, gökyüzünün sonsuzluğu ve insanın ruhuna dokunan huzuruyla hafızamda her zaman yeşil ve mavinin en zarif buluşması olarak kalacak. Tatlı, sakin ve samimi bir kasaba olarak kalbimde çoktan yerini aldı bile.



















